04.03.2026 16.35
Hantibum Festivali kapsamında düzenlenen ve dil, hafıza ve karşılaşma temaları etrafında şekillenen sergi, 28 Mart’a kadar ziyaret edilebilecek.
Yedi çağdaş Ermeni sanatçının çalışmalarının yer aldığı “Meydan sergisi” , dün (3 Mart) Depo İstanbul’da açıldı.
Anet Sandra Açıkgöz, Arek Qadrra, İmelda Kuyumcu, Larissa Araz, Sesil Beatris Kalaycıyan, Şirag Şeşetyan ve Yeraz Kortun’un bir araya geldiği serginin küratörlüğünü Kirkor Dabanyan ile Lara Suluoğlu üstleniyor.
Batı Ermenicesini hareket hâlindeki bir alan olarak ele alan ve Hantibum Festivali kapsamında düzenlenen sergi, 28 Mart’a dek Depo’da görülebilecek.
Serginin isminin anlamını küratörlerinden Kirkor Dabanyan, şöyle anlattı: “Meydan teması etrafında bir araya gelen serginin başlığında Türkçedeki ‘I’ sesine denk gelen bir Ermenice harf yer alıyor ve harf belirli bir meydanı imliyor. Aslında bu, birbirimizi bulduğumuz, karşılaştığımız meydanlara bir gönderme. Hantibum Festivali aracılığıyla bir buluşma alanı yaratıyoruz. Bu meydan farklı dillerin, portrelerin ve hatıraların bir araya gelmesiyle ilgileniyor. Festival bir ay boyunca devam edecek. Ve bir ay boyunca Batı Ermenicesine odaklanan atölyeler, konserler ve okullar ile bağımsız kurumlarla yapılan çalışmalarla şehir zenginleşecek.“
Dabanyan, sergide yer alan sanatçıları ve çalışmalarını şu sözlerle aktardı:
“Anet Sandra Açıkgöz’ün işi, cam yüzeyler üzerine yapılan baskılardan oluşuyor. Sanatçı, hiç var olmamış insanların portrelerini kırılgan ve geçirgen cam yüzeylere yerleştiriyor. İzleyici bu portrelere bakarken aynı zamanda kendi yansımasıyla da karşılaşıyor; tıpkı bir meydanda göz göze geldiğimiz yabancılar gibi. Böylece hem kendisiyle hem de dokunulduğunda kırılabilecek kadar hassas imgelerle yüzleşme deneyimi yaşıyor.
Arek Qadrra, ses ve görüntü kolajlarıyla çalışıyor. Pratiğinde tahakküm kuran dinî yapıları parçalayarak yeniden bir araya getiriyor; mevcut anlamları dönüştürerek yeni anlam üretimlerinin mümkün olup olmadığını sorguluyor.
İmelda Kuyumcu ise dedesinin 1900’lerin başında İstanbul Kayıkhanesi müdürü olarak Boğazlar Bakanlığı için yürüttüğü arşiv çalışmasından yola çıkıyor. Bu arşivde yer alan ve bugün tehlike altında olan ya da artık varlığını sürdüremeyen balık türlerini, plastik ve renkli bir çocuk havuzu içinde yeniden kurguluyor. Oyuncak estetiğiyle oluşturulan bu ‘bilgi havuzu’, doğaya ve canlı türlerine yönelik günümüzün yapay ve mesafeli yaklaşımını sorgulayan bir yerleştirmeye dönüşüyor.”
Larissa Araz’ın işi, 1935 ile 1980’ler arasında yayın yapan Yerevan Radyosu’na odaklanıyor. Mekâna yerleştirilmiş radyolar aracılığıyla bir ses yerleştirmesi kuruyor. Yerevan Radyosu, Sovyet Ermenistanı’ndan yapılan yayınlarla Türkiye’deki Kürtçe konuşan topluluklar için dile, kültüre ve dünya haberlerine ulaşmada önemli bir araç olmuştu. O dönemde radyo yayın saatlerinde sokakların boşaldığı anlatılır. Yasaklı bir dilin başka bir yerden dolaşıma girmesi, burada güçlü bir hafıza alanı açıyor.

Sesil Beatris Kalaycıyan, annesinin ve kendi ayakkabılarının kalıplarından yola çıkarak bir yerleştirme yapıyor. Annesi kendi ayakkabılarını saklamış, anneannesi de annesininkileri… Sanatçı bu ayakkabıları yarım kalıplar hâlinde çoğaltıp üzerlerine filizlenen çiçekler yerleştiriyor. Nesiller arası kayıplara, dil ve kültürle kurulan kırılgan bağlara ve yeniden ulaşma çabasına referans veriyor.
Yeraz Kortun ise öğrencilik sürecinde yıkılan eviyle vedalaşamama hâlinden yola çıkıyor. Yerleştirme ve metin üzerinden kurduğu işte, ‘Evi nasıl yıkardım?’ sorusunu soruyor. ‘Üst katlardan başlardım, yavaş yavaş aşağı inerdim; böylece vedalaşmaya zamanım olurdu,’ diyor metinde. Eğer cesareti bulamazsa, hikâyeye hâkim olmayan üçüncü bir kişinin yıkmasını tercih edeceğini söylüyor. Bu yaklaşım, hem kayıp hem de kontrol arzusuna dair güçlü bir anlatı kuruyor.
Şirag Şeşetyan’ın işi Lyon ve İstanbul arasında üretmenin izlerini taşıyor. Mekânda, mimari planı andıran ve iki yöne doğru uzayan bir bank yer alıyor. Turuncu zeminli, metal konstrüksiyonlu bu heykelsi yapı soğuk ve mesafeli bir etki yaratırken; karşısındaki metin ve ses çalışması son derece kişisel ve öznel bir anlatı kuruyor. Batı Ermenicesi, İngilizce ve Türkçe metinler bir arada. Soğuk heykelle sıcak anlatı arasındaki paradoksa işaret ediyor.”
“Depo ise bir kesişim noktası”
Dabanyan, serginin küratörlüğünü üstlenmenin kendisi için anlamını ise şöyle ifade etti:
“Serginin küratörlüğünü üstlenmek benim için çok anlamlı. Özellikle çağdaş Ermeni sanatçılar vurgusuyla yola çıkan bir sergide ‘buluşma’ fikri çok kıymetli. Sanatçılar üretmeye devam eden görünür isimler; ancak bazıları ilk kez yan yana geliyor. Bu yan yana geliş hem sanatçılar hem izleyiciler hem de bizim için bir karşılaşma anı yaratıyor.
“Bu vesileyle Depo’ya da ayrıca teşekkür etmek isterim. Böyle bir alanı açmaları bizim için çok değerli. Festival, kentin farklı merkezlerinde –Feriköy, Galata, Kurtuluş, Yeşilköy gibi– gerçekleşiyor. Depo ise bir kesişim noktası: Karşısında Getronagan Lisesi, yukarı doğru çıkınca Aras Yayınları ve Yesayan Derneği gibi kurumlar var… Depo’nun açtığı alan, yalnızca bizim için değil, farklı izleyici kitleleri için de önemli bir buluşma zemini yaratıyor.”
Kaynak:https://bianet.org/haber/depoda-cagdas-ermeni-sanatcilardan-ortak-meydan-317331
