09.03.2026 12:00
Araştırma, ortalamanın üzerinde sayıda çocuk sahibi olanlar ile hiç çocuk sahibi olmayanlarda biyolojik yaşlanmanın daha hızlı olabileceğini ortaya koydu. Çalışmada en düşük ölüm riski ve yaşlanma göstergelerinin ortalama iki ila üç çocuk sahibi olan grupta görüldüğü belirtildi
Finlandiya’daki Helsinki Üniversitesi öncülüğünde yürütülen yeni bir araştırma, ortalamanın üzerinde sayıda çocuk sahibi olmanın ya da hiç çocuk sahibi olmamanın daha kısa yaşam süresi ve daha hızlı biyolojik yaşlanma ile ilişkili olabileceğini ortaya koydu.
Science Alert’ta yer alan habere göre araştırmacılar, bu bulguların bireyler için doğrudan bir sağlık tavsiyesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Çalışmanın daha çok evrimsel biyoloji alanındaki bazı teorilerle uyumlu, nüfus düzeyinde bir ilişkiye işaret ettiği belirtiliyor.
Evrimsel biyolojide öne sürülen “disposable soma teorisi”, yaşamın üreme ile hayatta kalma arasında bir denge kurduğunu savunuyor. Bu yaklaşıma göre organizmaların sahip olduğu sınırlı enerji ve zaman kaynaklarının büyük bir kısmı üremeye ayrıldığında, vücudun bakım ve onarım süreçleri için daha az kaynak kalabiliyor.
Araştırmada yer alan biyolog Mikaela Hukkanen ise organizmaların sınırlı kaynaklara sahip olduğunu belirterek, üremeye ayrılan yüksek miktarda enerjinin vücudun bakım ve onarım mekanizmalarından çekilebileceğini ve bunun da yaşam süresinin kısalmasına yol açabileceğini ifade etti.
Bilim insanları 14 bin 836 kadının verisini inceledi
Çocuk sahibi olmanın ilerleyen yaşlardaki ekonomik durumla ilişkili olabileceğini gösteren araştırmalar daha önce de yapılmıştı. Ancak bu çalışmaların çoğu, ilk doğum yaşı ya da toplam çocuk sayısı gibi sınırlı değişkenlere odaklanıyordu.
Yeni araştırmada ise doğurganlık geçmişi ile ölüm riski arasındaki ilişkiyi daha kapsamlı biçimde incelemek amacıyla 14 bin 836 kadın üzerinde analiz yapıldı. Katılımcıların tamamının ikiz olması, genetik faktörlerin etkisini azaltmayı amaçladı. Katılımcıların 1054 kişilik bir alt grubunda ayrıca biyolojik yaşlanma göstergeleri de değerlendirildi.
Katılımcılar, dünyaya getirdikleri canlı doğum sayısı ve doğum zamanlarına göre yedi farklı gruba ayrıldı.

Resim kaynak:https://www.muhalif.com.tr/saglik/ikiz-cocuk-nasil-olur-ikiz-hamilelik-icin-ne-yapilmali/56956
En düşük biyolojik yaşlanma iki veya üç çocuk sahibi kadınlarda görünüyor
Araştırmanın istatistiksel sonuçlarına göre hiç çocuk sahibi olmayan bireyler ile ortalama 6,8 çocukla en yüksek grupta yer alan bireyler, biyolojik yaşlanma ve ölüm riski açısından daha olumsuz sonuçlar gösterdi.
Hayatın erken dönemlerinde çocuk sahibi olan kadınlarda da daha hızlı biyolojik yaşlanma ve daha kısa yaşam süresi belirtileri gözlendi. Ancak alkol tüketimi ve vücut kitle indeksi (BMI) gibi diğer faktörler hesaba katıldığında bu fark büyük ölçüde ortadan kalktı.
Buna karşın çocuk sahibi olmayan kadınlar ile çok sayıda çocuk sahibi olan kadınlara ilişkin bulgular, diğer değişkenler kontrol edildikten sonra da geçerliliğini korudu.
Araştırmada en düşük biyolojik yaşlanma göstergeleri ve ölüm riski, ortalama iki ila üç çocuk sahibi olan ve gebeliklerini yaklaşık 24 ile 38 yaşları arasında yaşayan grupta görüldü.
Yaşam süresini etkileyen pek çok faktör var
“Harcanabilir beden” teorisi, çocuk sahibi olmamanın neden daha olumsuz sonuçlarla ilişkilendirildiğini tam olarak açıklamıyor. Araştırmacılar, ölçülmeyen bazı faktörlerin (örneğin önceden var olan sağlık sorunlarının) hem doğurganlık durumunu hem de ilerleyen yaşlardaki sağlık durumunu etkileyebileceğini belirtiyor.
Epigenetik uzmanı Miina Ollikainen, biyolojik yaşı takvim yaşından ileri olan bireylerde ölüm riskinin daha yüksek olabildiğini ifade ederek, yaşam tercihleri ve yaşam öyküsünün yaşlılık döneminden çok önce ölçülebilen kalıcı biyolojik izler bırakabildiğini söylüyor.
Araştırmada ayrıca genç yaşta çocuk sahibi olmanın bazı analizlerde biyolojik yaşlanma ile ilişkili olduğu da görüldü. Bu durumun, evrimsel süreçte daha erken üremenin tercih edilmesiyle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor. Doğal seçilimin daha kısa nesil sürelerini destekleyebileceği, ancak bunun yaşlanma ile ilişkili bazı sağlık maliyetlerini de beraberinde getirebileceği belirtiliyor.
Araştırmacılar, elde edilen verilerin doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi ortaya koymadığını; yalnızca geniş bir nüfus grubunda gözlenen istatistiksel bir ilişkiye işaret ettiğini vurguluyor. Bu tür ilişkilerin biyolojik araştırmaların geliştirilmesi ve halk sağlığı stratejilerinin oluşturulması açısından yol gösterici olabileceği ifade ediliyor.
Bununla birlikte yaşam süresi ve biyolojik yaşlanma üzerinde etkili olan çok sayıda farklı faktör bulunduğu da hatırlatılıyor. Araştırmacılar, sonuçların ebeveyn olmanın bazı olumlu etkilerini ortaya koyan diğer çalışmalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Uzmanlar ise bu bulguların bireylerin çocuk sahibi olma planlarını değiştirmeleri için bir gerekçe olarak görülmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
