22.03.2026 15:07
Kaygıyı azaltmak için yapılan bazı alışkanlıklar, kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede sorunu derinleştirebiliyor. Uzmanlara göre kaçınma, aşırı araştırma ve sürekli güvence arama gibi davranışlar kaygıyı besliyor
Kaygıyla başa çıkmaya yönelik pek çok etkili yöntem bulunsa da, günlük hayatta sıkça başvurulan bazı alışkanlıkların kısa vadede rahatlama sağlarken uzun vadede kaygıyı artırabildiği belirtiliyor. İlk bakışta işlevsel ve mantıklı görünen bu davranışların, zamanla tekrar eden düşünce ve endişe döngülerini pekiştirerek sorunun sürmesine yol açabildiği ifade ediliyor. Uzmanlar, bu tür alışkanlıkların fark edilmeden rutin haline gelebildiğine ve kaygının devamlılığında önemli rol oynayabildiğine dikkat çekiyor.
Vice’ta yer alan habere göre, SELF dergisine konuşan klinik psikologlar Lauren Cook ve Alicia Hodge, kaygıyı fark edilmeden güçlendiren alışkanlıklara dikkat çekti. Uzmanlar, kaygıyla baş etmede tek bir doğru yöntem olmadığını, tercih edilen yaklaşımların yalnızca anlık rahatlama değil, uzun vadeli fayda sağlaması gerektiğini vurguladı. İşte kaygıyı fark edilmeden güçlendiren 5 alışkanlık:
1.Her kaygıda geri adım atmak sorunu büyütebilir
Bazı durumlarda evde kalmak doğru bir tercih olabilir. Ancak her kaygı hissinde planların iptal edilmesi, beynin kaçınmayı “güvenli” olarak öğrenmesine neden oluyor. Uzmanlara göre bu durum, çoğu zaman öz bakım olarak görülse de aslında klasik bir kaçınma davranışı haline gelebiliyor. Rahatsızlık veren her durumdan uzaklaşmak, kaygının etkisini artırabiliyor.
2.İnternette yanıt aramak kaygıyı besliyor
Gece geç saatlerde belirtileri araştırmak ya da gelen bir mesajı sürekli analiz etmek, ilk bakışta üretken bir çaba gibi görünebilir. Ancak bu tür davranışlar, kaygıyı azaltmak yerine daha da artırabiliyor. Uzmanlar, sürekli bilgi arayışının kişiyi daha tetikte ve hassas hale getirdiğini vurguluyor. Kesinlik arayışı ise çoğu zaman daha fazla belirsizlik ve beraberinde daha yoğun kaygı doğurabiliyor.
3.Aynı soruyu tekrar tekrar sormak çözüm değil
Arkadaşlarla konuşmak bazı durumlarda faydalı olabilir. Ancak sürekli olarak istenen tek bir yanıtı almak için sorular yöneltmek, sağlıklı bir iletişimden uzaklaşıyor. Uzmanlara göre bu döngü, hem kişiyi hem de çevresini yıpratabiliyor. Ayrıca alınan güvencenin etkisi genellikle kısa sürede ortadan kalkıyor.
4.Bir başarıya uğraşmak sorunları çözmez
Terfi almak, bir mesaja yanıt gelmesi ya da belirli bir sonuca ulaşmak gibi hedeflerin tüm kaygıyı ortadan kaldıracağı düşüncesi oldukça yaygın. Ancak bu yaklaşım, kaygıyı sanki ulaşılması gereken bir “bitiş çizgisi” varmış gibi konumlandırıyor. Uzmanlar ise hayatın bu şekilde işlemediğini, zihinsel süreçlerin tek bir gelişmeyle tamamen değişmeyeceğini vurguluyor.
5.Kaygıyı bitirmek değil, onunla yaşamak
Meditasyon yapmak, terapiye gitmek veya kişisel gelişim çalışmaları yürütmek kaygıyı yönetmede etkili olabilir. Ancak buna rağmen kaygının tamamen ortadan kalkmaması, kişilerde hayal kırıklığı yaratabiliyor. Uzmanlar, kaygının tamamen yok edilmesinin gerçekçi bir hedef olmadığını, önemli olanın kaygıyla birlikte anlamlı bir yaşam sürdürebilmek olduğunu belirtiyor.
