17.03.2026 19:28
Uzmanlara göre uykusuzluk başlangıçta stres kaynaklı olsa da zamanla kalıcı hale gelebiliyor. Belirtilerin iki haftayı aşması durumunda profesyonel yardım almak önem taşıyor
Herkes zaman zaman kötü bir gece uykusu yaşayabilir. Ancak yatakta sürekli dönüp durmak, ne zaman daha ciddi bir soruna örneğin uykusuzluk (insomnia) işaret eder?
Independent’ın haberine göre, Jason Ellis, Northumbria University Psikoloji Profesörü ve Northumbria Centre for Sleep Research Direktörü, uykusuzluğun başlıca belirtilerini ve olası nedenlerini değerlendirdi.
Ellis, uykusuzluğun genel tanımını “uyumakta zorlanma, uykuyu sürdürememe ya da sabah çok erken uyanma ve yeterli uyku fırsatı olmasına rağmen uykunun devam etmemesi” şeklinde açıklıyor.
Klinik tanım ise durumu daha net bir çerçeveye oturtuyor. Kronik uykusuzluk olarak sınıflandırılabilmesi için bu belirtilerin en az üç ay boyunca, haftada en az üç gece yaşanması gerekiyor.
Uykusuzluğa neden olan faktörler:
Ellis’e göre uykusuzluk ilk iki hafta içinde genellikle bir stres faktörüne verilen tepki olarak ortaya çıkıyor. Bu stres; fiziksel ya da psikolojik bir hastalık olabileceği gibi iş kaybı veya partner kaybı gibi yaşam olaylarından da kaynaklanabiliyor.
Ancak uyku düzenini yeniden sağlamak için yapılan bazı davranışlar sorunu daha da derinleştirebiliyor. Erken yatmak, gündüz uyuklamak, geç kalkmak, ayakta kalabilmek için kahve tüketmek ya da uykuya dalmak için alkol kullanmak bu davranışlar arasında yer alıyor.
Bu tür alışkanlıkların her biri uyku sürecini bozabiliyor. Böylece strese verilen doğal bir tepki, kendi başına devam eden bir uyku problemine dönüşebiliyor.
Yatak odasına karşı isteksiz artar
Ellis, uykusuzluk yaşayan kişilerin genellikle yatağa girdiklerinde uyuyamadıklarını, zihinlerinin hızlandığını ve düşünme ile kaygı döngüsüne girdiklerini belirtiyor.
NHS verilerine göre diğer belirtiler arasında şunlar yer alıyor:
- Uyanınca hala yorgun hissetmek
- Sabah erken uyanıp tekrar uyuyamamak
- Gece boyunca sık sık uyanmak
- Gün içinde yorgunluk ve sinirlilik yaşamak
Ellis ayrıca, zamanla yatak odasına karşı bir isteksizlik gelişebileceğini ifade ediyor. Bu durum, bireyin yatak odasını olumsuz bir alanla ilişkilendirmesi sonucu ortaya çıkan “aşırı uyarılma” olarak tanımlanıyor.
Uykusuzluk bütün günü etkiliyor
Kötü bir gece uykusunun ertesi gün ruh hali ve performans üzerinde olumsuz etkiler yarattığı biliniyor. Uzun vadede ise uykusuzluk, özellikle depresyon olmak üzere kalıcı ruh hali sorunlarıyla ilişkilendiriliyor.
Ayrıca mevcut hastalıkların seyrini kötüleştirebildiği de belirtiliyor.
Uykusuzluk bir risk mi?
Ellis’e göre kaygıya yatkın ve mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine sahip bireylerde uykusuzluk riski daha yüksek.
Daha önce uykusuzluk yaşamış olmak da önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediğinde tekrar etme olasılığı artıyor.
Yaş ilerledikçe uyku sistemi daha kırılgan hale geliyor. Bu durum, yaşlı bireylerde kronik hastalıkların ve ilaç kullanımının artmasıyla birlikte uykusuzluk riskini yükseltiyor.
Menopoz da önemli bir risk faktörü olarak gösteriliyor. Bu dönemde yaşanan hormonal değişimlerin uyku düzenini etkilediği ve menopozdaki bireylerde uykusuzluğun daha sık görüldüğü ifade ediliyor.
Uykusuzluk küçümsenmemeli yardım alınmalı
Ellis, uykusuzluğun yaklaşık iki hafta sonra patolojik bir duruma dönüşebileceğini belirtiyor. Bu nedenle belirtiler iki haftadan uzun sürerse bir doktora başvurulması öneriliyor.
Erken dönemde yardım alınmasının daha etkili olduğu vurgulanıyor.
Uyku düzeni ve kaygı yönetimi
Uykusuzluk tedavisinde ilk basamak yöntem olarak “CBT-I” (uykusuzluk için bilişsel davranışçı terapi) öne çıkıyor. Bu yöntem, altı ila sekiz hafta süren ve bireyin uykuya dair düşünce ve davranışlarını düzenlemeye odaklanan bir terapi süreci olarak tanımlanıyor.
Tedavinin bilişsel boyutunda, kişinin uykuya dair kaygılarını ve işlevsiz düşüncelerini fark etmesi ve bunları yönetmesi hedefleniyor. “Yapıcı endişe zamanı” gibi tekniklerle zihinsel yoğunluk kontrol altına alınmaya çalışılıyor.
Davranışsal boyutta ise uyku düzeninin yeniden yapılandırılması, uyku ihtiyacının artırılması ve uyku öncesi kaygıların azaltılması amaçlanıyor.
